Sayfalar

19 Mart 2012 Pazartesi

Bu ne biçim hikaye


    



   (J)  Beni yanına çağır, gelmezsem bağır sonra kulağımdan tut sürükleye sürükleye dizlerinin dibine oturt. Bana bir şeyler öğret. Sonra hiç soru sormadan sıfır verip hayatta kaldın de. Ben ağlaya ağlaya yerime döneyim, sen yanıma gel. Biraz kafamı okşa, biraz severmiş gibi yap, gönlümü al sonrasında yine sokağa bırak. Ne halim varsa göreyim. İstersen sen de gel. Kafamız güzel olsun. İki kere iki dört ederken ne içiyorlarsa onu isteyelim garsondan. “O içki bizde yok ama isterseniz viski verebilirim” desin garson. Biz iki kadeh denize tav olalım. Bana biraz gül sonra. İçimden bir şeyler kopsun. Sevinçten “Hey garson bu akşam bütün hesaplar benden” diye bağırayım. Beni al, bir uçurumun kenarında sabahlayalım. Yıldızları sayalım senle. Benim saydıklarım seninkilerden iki fazla çıksın. Sen nerede yanlış yaptım diye düşünürken ben “gözlerini de saydın mı?” diye sorayım. Anlamamış gibi yap ve beni uçurumdan at. Ben sana aşağıdan “su çok güzel hadi sen de atla” diye sesleneyim. İki köpekbalığı karşılasın bizi. Sana köpekbalıklarıyla dost olmayı öğreteyim. Bizi alıp hiç bilmediğimiz bir yere götürsünler. Sen de bana hiç bilmediğim bir şeyler söyle o ara. Her zamanki gibi kafamı karıştır yine. Seninle iki bilinmeyenli denklemin iki bilinmeyeni olalım. Birbirimizi kaybetmeyelim ama. Bilinenler bir tarafta, biz bir tarafta olalım. Sorular soralım birbirimize, ama cevaplarını vermeyelim. Bilinmezliğin hakkını verelim. Olmayacak duaların altına amin yazıp, Tanrıya postalayalım, “bir dost” imzasıyla. Sonra Tanrı yanımıza iki melek gönderip bizi huzuruna aldırsın. Meleklerden biri senin arkadaşın çıksın. Birbirinizle sarılıp hal hatır sorun. Ben yine gideceksin diye çok korkayım. “bıraktım artık bu işleri ben” de ve tedirginliğimi anlayıp yanıma gel. Elimden tut, bizi tanrıya götürmesi için arkadaşın olan meleğe rica et. İçim içime sığmasın sevinçten. “ bunları siz mi yazdınız?” diye sorsun tanrı. Sen evet de ben hayır diyeyim. Birbirimizin yüzüne bakalım. Gülmemek için kendimizi zor tutalım. Sonra sen hayır de ben evet diyeyim. Tanrının kafası karışsın. “Sizi eşek sıpaları” diye ayağa kalkıp, bizi dünyaya kadar kovalasın. Kapıdaki nöbetçilere rüşvet verip bir arı kovanının içine saklanalım. Kraliçe arıya övgüler yağdıralım. Tatlı yiyip tatlı konuşalım seninle. Bir arı kovanında saklandığımızı kimseye söylemeyelim. Kimsenin aklına bir daha gelmeyelim de hatta. Birbirimizin aklından da çıkmayalım ama.
Bana yaralarını göster. Sonra beni al, yaralarına sar. Ben yara bandı taklidi yaparak sende sonsuza dek, mutlu mesut yaşayıp gideyim işte….(J)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

denemelisin