Sayfalar

19 Mart 2012 Pazartesi

Sürgün







Sendeki vefa; bir engizisyon mahkemesinin o hiç olmayan adaleti kadardı.
Ve slüetinin gözkapaklarımdan aforoz edilmesi, bir meleği hüngür hüngür ağlattı…
 

Canımı her yaktığında, bedenimde açılan çukurlarda yağmur suları biriktiriyorum. Sonra biriken sulardan kendi denizimi yapıp, senden kaçmayı planlıyorum. Rica etsem beni biraz daha incitir misin? Ya da boşver bütün bunları. Sen de benimle gelir misin..? Anladım ki ben acı çekmeye başlamadan kundaklayıp kaçtığın yerdeki yangınlar hiç sönmeyecek. “İtiraz istemiyorum evlat !” dedi doktor, “ Bir dahaki sefere bu acıların hepsi bitecek!”

“…ama neşterle kesip attığın düşlerimin sancısı, hiç dinmeyecek.”

Yakınımdaki bir yalnızlığa bir aşkın ihbarı yapıldı az önce. Gökyüzünden sokak lambalarını seyre daldı bir melek. Bir çocuk çaldığı çikolatayı yerine koyarken yakalandı . Simit attı bir martı gemideki yolculara. Gökyüzüne yağmur yağdı.. Adını andı en olmayacak yerde orospu çocuğunun teki, tepem attı. Rest çekti kolonisine, rakı kadehinde gezerken sarhoş olan karınca. Bir balık denize küstü. Bir tanrı ağlayarak öldü. Ve bütün bunlar hiç anlam veremediğim bir anda olurken;

Sen
Git şimdi.
Ya da dalgınlığıma getir, gözlerinden düşür beni habersiz. Arkamdan it öylece, bakma yüzüme. Bakarsan dökülürüm Asmera, düşemem senden öteye… Geriye kalan günlerimi o çok sevdiğin kelebeklere hediye et. Ne kadarsa artık. Yeter ki bir günden fazla yaşasınlar. Belki beni anlatırlar sana. Belki, zamanı geldiğinde sen de onlarla birlikte yağmur olup yağarsın benim coğrafyama…

Ve ne olur 
Mutlu ol artık.
Beni tutma
Cehennenin dibine kadar yolum var daha.
Nasılsa her yalnız, ilk önce kendine sürgündür Asmera. Unutma.

\oyunbozan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

denemelisin