Sayfalar

2 Mart 2012 Cuma

-Ler, Lar


Üç nokta ile biten cümlelerin akıllarda bıraktığı boşluk doldurma telaşınıın iz düşümüyüm, her bir kafada ve her fikirde anlamsız saçmalıklarla dolu.
Damlaların düşmesi gereken, yoğun sağanak bir ceset yağmuru altında duygularımı katletme telaşı içindeyim, antestezi uzmanı olamayan bir cellatın deneme yanılma masasındaki yanılmalarında,  yanlış hamlelerinden çıkan çığlık sesleri gibi içten ve içten, acınası ama bir okadar da acımasız. Dış kanamalı bir düşün düşerken fikrimden geride bıraktığı kan izleri gibi.
Baltalı ilah Zagor’un ilahsız olduğu zaman dolaylarında el avuç açıp yalvardığı tanrının duasındaki samimiyetsizlik kadar samimiydim bu hayatın yavşaklığına…
Bir de kırmızı karlar var… (ardında üç nokta)
Titrek ses tonlarının bünyede bıraktığı az şekerli çay stresinin oluştuduğu siniri,  komiden çıkartacak kadar azimsiz ve engelsiz bir piçin sıçtığı ama sıvazlayamadığı bokun içinde  kaybolmak gibi. Ya da bu saçma betimlemenin aklınızda oluşturduğu anlamsız anlama gayretindeki beyin sızısı gibi ya da anlamsızlığın en yalın anlatımı olan”…” gibi. (kim? )
Bidat ehlinden kopmuş  batıl bir inanışın yüreklerde oluşturduğu fitne fesat karmaşıklığı altında  oluşan kargaşada postal giymiş  şeytanların devrim şarkılarındaki şen şakrak melodinin ardısıra, melekler tarafından terk eylenmiş sevaplarımdaki kifayetsizlik kadar keyfiyetsizim…
Münferit duyguların toplanarak eylem hazırlığı içine girmesindeki gerginliğin oluşturduğu OHAL bölgesindeki gergedan kadar anlamsız olduğunun bende  farkındayım.
Gerilmiş bir yaydan fırlayan okun geri  dönebilme telaşındaki anlamsız surat ifadesi kadar.
Anlamsızlığın en yalın anlatımındaki “…”  kadar  içinde “sen” zamirini kullanmadan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

denemelisin